X
+
Pazarlama yöneticileri yeni bir platformda buluşuyor
:
Hayatlarımızı kuşatan büyük belirsizlik karşısında el ele vermemiz, kaybolmamamız açısından önemli. Bu yüzden MediaCat olarak bir süredir üzerinde çalıştığımız bir projeyi artık sizlerle paylaşmak istiyoruz. Türkiye'nin lider pazarlama yöneticilerini bir araya getirecek özel bir platform kuruyoruz.
+
Tham Khai Meng’ten 6 ders
:
+
Girişimciler depresyonla nasıl başa çıkıyor?
:

Bu adam hiç bir zaman depresyona girmez” dediğiniz kişiler var mı? Eminim hepinizin böyle bir tanıdığı, arkadaşı veya iş dünyasından bildiği isimler vardır. Ama yanılıyorsunuz. Herkes depresyona girebilir ve girişimciler de depresyonla başa çıkmak zorunda kalan meslek gruplarından biridir. Girişimcilerin depresyona girmediğini düşünenlerin böyle düşünme nedeni çoğunlukla onların başa çıkma yöntemlerini bilmemeleridir.

Kimsenin “depresyon” kelimesi ile bir arada düşünemediği girişimcilerden Ramon Ray, depresyon konulu bir panelde konuşma yapınca aslında işlerin hiç de öyle olmadığı ortaya çıkıyor ve deneyimlerini cesurca paylaşıyor.

Girişimciler neden depresyonla boğuşur?

Genel olarak girişimlerin kendine göre zorlukları bulunur. Ekip kurma, işi büyütme, yasal problemler, ürün geliştirme ve daha fazlası. Bu konular her girişimciyi çok fazla strese sokar ve stres de yalnızlık getirir. Girişimcilerin çevresinde genelde dönüp konuşabileceği veya yardım isteyebileceği kişi sayısı 3-4’ü geçmez. Çoğu tahminin aksine eş ve çocuklar anlamaz, aileler zaten tam zamanlı bir işe girmesini bekler ve arkadaşların çoğu deli olduğunu düşünür. Sonuç olarak yalnızlıkla beraber depresyon gelir. Her şey yolunda gibi davranır girişimci fakat çoğunlukla böyle değildir. Bu da acı çekmesine neden olur.

Kişisel deneyimlerim de oldu!

Her girişimci gibi ben de benzer problemlerle boğuştum. “Aileme paranın gelmediğini nasıl söylerim?”, “Sanırım yeterince iyi değilim” ve daha fazla problem. Çoğu problem intihar düşünceleri, inzivaya çekilme gibi sonuçlara kadar gidiyordu. İlk depresyona girişim sanırım Birleşmiş Milletler’deki işimden kovulduğum zamandı. Hesabımda bir miktar para vardı ve bununla hem aileme bakmalı hem de yeni bir şeylerin temelini atmalıydım. Çok karanlık dönemlerdi. Bundan 5 yıl öncesiydi ve zaman zaman geri gelecekmiş gibi hislere kapılıyorum.

Depresyonla nasıl başa çıktım? Girişimcilere neler tavsiye ederim?

Depresyonla başa çıkmak zor ama imkansız değil. Ben öncelikle bunu kabullendim ve bu gibi durumlara karşı hazırlıklı olmak için 9 maddelik bir liste hazırladım.

  • Herkes girişimci kafasında olamaz. Siz eğer bu işi yapacaksanız o kafada olduğunuzu ve doğru yöne baktığınızdan emin olun. Girişimci kafasında olmak, bazı şeyleri göze almakla başlıyor.
  • Ailenizi ve yakın çevrenizi bu konuda eğitin. Zamanı geldiğinde onlardan destek alabilmek için çevrenizdeki en yakın kişileri girişimcilik ve girişimci hayatı hakkında eğitin.
  • Bir akıl hocası, danışman veya mentor (adını siz koyun) edinin.
  • Böyle durumlarda 1 haftalık zaman ayırın ve kafanızı dağıtın. Dinlenin. Çözemediğiniz problemlere temiz bir zihinle bakmak için kendinize zaman tanıyın.
  • Kendinizi geliştirin. Finansal problem yaşıyorsunuz diye depresyona girmenize gerek olmadığı konusunda eğitimler, kaynaklar bile bulabilirsiniz.
  • Sağlıklı yaşamaya çalışın. Sağlıklı beslenme ve egzersizler hayatınızın bir parçası olsun.
  • Küçük – büyük farketmez tüm zaferlerinizi kutlayın, kendinizi ödüllendirin.
  • Başarısız olmak, denediğinizi gösterir. Bunu kabullenin ve devam edin. “Edison, 999 başarısız ampul bulma denemesini ‘ampulün nasıl yapılamayacağının 999 yolunu buldum’ diyerek özetliyor. 1000. denemede başarıyor.”
  • Girişimci hayal kurar bu bir gerçektir fakat hedeflerinizi gerçekçi olarak belirleyin. İmkansızı hedeflemişseniz depresyona girmekten sizi kimse kurtaramayabilir.

Bu konularda kendinize açık sözlü olur ve hazırlıklı olursanız depresyon sizden uzak olacaktır.

+
Acısız ve ağrısız bir hayat neden tehlikeli?
:

Ağrı bedenimizin bize dikkatli olmamız gerektiğini anlatan bir sinyalidir; ama bazıları ömür boyunca bu hissi bilmeden yaşıyor. Bu durum kronik ağrıya karşı yeni yöntemler bulunmasını sağlayabilir mi?

Almanya'daki Aachen İnsan Genetik Enstitüsü'nde Dr Ingo Kurth bir hastasından kan almaya hazırlanıyor. Hastası 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Stefan Betz.

Betz doğuştan ağrıya karşı duyarsız, yani hiç acı ve ağrı hissetmiyor. Bu genetik soruna sahip yeryüzündeki birkaç yüz kişiden biri. Elini kaynar suya soksa acı hissetmez, anestezisiz ameliyat olabilir. Diğer duyuları ise normal; sıcakta terleyip soğukta üşüyor. Betz bu hastalığı olumlu bir durum olarak görmüyor elbette.

Ağrısız yaşam tehlikeli

"Bazıları acı ve ağrı hissinin olmamasını süper insanlara özgü muhteşem bir şey sanıyor; ama bu hastalığı olanlar için tam tersi. Ağrının nasıl bir şey olduğunu bilmek istiyoruz. Ağrısız yaşam tehlikelerle dolu" diyor Betz.

Betz küçükken ebeveynleri onun hafif zihinsel sorunlu olduğunu sanır, onun sakarlıklarına anlam veremezlermiş. Her tarafı ezik ve kesiklerle doluymuş.

Hastalık teşhisi beş yaşındayken konmuş. Dilini ısırıp, ayak tarağını kırdığı halde hiç ağrı hissetmeyince…

Evrimsel açıdan bu hastaların sayısının az olmasının nedeni, fazla ileri yaşa ulaşamamaları. "Acıdan korkuyoruz ama çocukluktan erişkinliğe gelişim açısından, vücuda zarar vermeden fiziksel aktiviteleri düzenleme ve alınabilecek riskleri belirleme bakımından çok önemli bir histir" diye açıklıyor Kurth.

Vücudun doğal uyarı mekanizması olmadan çoğu çocuk kendisine zarar verecek davranışlar sergiler. Cambridge Tıp Araştırmaları Enstitüsü'nde ağrı konusunda araştırma yapan Geoff Woods'a göre, "Bu hastaların çoğu acı duymadığı için tehlikeli işlere kalkışarak 20'li yaşlarda ölür ya da eklemlerine zarar verdikleri için tekerlekli sandalyeye mahkum olup sonra intihar ediyorlar."

Betz sayısız kez hastaneye kaldırılmış. Ayağını incitip iltihap kapınca bir bacağında aksama başlamış. "Bazen aşırı hareketlere girmemek için ağrınız varmış gibi davranmayı öğreniyorsunuz. Bunun nasıl bir şey olduğunu bilmediğinizden çok kolay olmuyor. Ama dikkat etmeye çalışıyorum, yoksa bir gün vücudum pes diyecek."

Kronik ağrıya umut mu?

Fakat Betz'in hastalığına neden olan mekanizma bir gün milyonlarca insanın hayatını kolaylaştırabilir.

Bu rahatsızlık ilk kez 1932'de New Yorklu bir doktorun dikkatini çekmişti. 2000'lere gelinceye kadar bu sorunla ilgili vakalara kimi tıp dergilerinde yer verilmiş, ama fazla dikkat cezbetmemişti. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla yeni hastalar bulmak kolaylaşınca araştırmacılar da acı ve ağrıyı daha iyi anlamak için bu hastalar üzerinde çalışmaya başladı.

Dünyada her gün 14 milyar adet ağrı kesici tüketiliyor. Yılda her 10 yetişkinden birine kronik ağrı teşhisi konuyor ve her vaka ortalama yedi yıl sürüyor.

Acı ve ağrı hissetmemizi sağlayan şey, ağrı sinirlerinin üzerindeki proteinlerdir. Bu sinirler deriden omuriliğe dek uzanır. Altı çeşit ağrı siniri vardır ve yüksek ısı ya da limon asidi gibi herhangi bir uyarıcı ile uyarıldığında bunlar omuriliğe sinyal gönderip merkezi sinir sistemi tarafından ağrı şeklinde algılanmasını sağlarlar. Beyin, aşırı stres ve adrenalin ile salgılanan endorfin hormonu sayesinde istediği zaman bu ağrı sinyal ağını kapatabilir.

Ağrı kesiciler morfin, eroin ve tramadol gibi uyuşturucu maddeler içerir. Bu nedenle aşırı dozdan çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. ABD'de 2000'den bu yana yarım milyonu aşkın insanın bu nedenle öldüğü biliniyor. Bu günde 91 kişiye denk düşüyor. Aspirin gibi alternatifler ise hem fazla etkili değil hem de uzun süre kullanıldığında mide ve bağırsakta yan etkilere neden oluyor.

Gende mutasyon

2000'lerde Xenon adlı Kanadalı küçük bir ilaç şirketi ağrı hissi olmayan bir aile bulmuş, DNA dizilimlerini tespit etmek üzere başka ülkelerde de benzer vakalara ulaşmaya çalışmıştı. Araştırmalar sonunda SCNP9A adlı gende bir mutasyon tespit edildi. Bu mutasyon Nav1.7 sodyum kanalı adlı kanalı devreden çıkarıp ağrı hissinin duyulmamasına neden oluyordu.

Bu kanalı engelleyen ilaçlar yoluyla kronik ağrılar giderilebilirdi. İlaç şirketleri bu iş üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Bazı ilaçlar hala klinik deney aşamasından geçmeyi bekliyor.

Ayrıca ilacın beyinde, kalpte ve sinir sisteminde aktif olan bu kanalların sadece belli bir kısmını etkilemesini sağlamak, bu nedenle de çok dikkatli olmak gerekiyor.

Bu hastalık üzerinde yapılan çalışmalar yeni bilgiler de ortaya çıkardı. PRDM12 geninin ağrı nöronlarıyla ilgili genler açısından şalter işlevi gördüğü anlaşıldı.

Woods'a göre, kronik ağrı durumunda PRDM12 geni iyi çalışmıyor ya da fazla çalışıyor demektir. Yeni bir ilaçla bu gen düzene sokulabilir.

Fakat bu hastalar açısından gelecekte ağrıları normal hissedecek bir şekilde bir yaşam sürme ihtimali az görünüyor.

+
Değişime karşı koyan beyninizi değiştirmek için 5 yöntem
:

Değişim ilk başlarda her zaman korkutucudur. Ancak uygulamaya geçtikçe daha kolay bir hal alır.

Beynimizin gün içerisinde yaptığı şeylerin neredeyse %45’i alışkanlık haline gelmiş durumda, yani sorgulamadan otomatikleştirilmiş bir şekilde yapılıyor. Beynimiz oldukça tembel yani. İyi ve kötü alışkanlık arasındaki farkı bile anlamıyor. Hatta sorgulamıyor bile. Eğer siz onu alışkanlık haline getirmesini söylerseniz yapar ve bir daha sorgulamaz.

Bir çok insan değişime direnir. Bunun temel nedeni, doğal alışkanlıklarımızın değişim sonucu farklılaşmak zorunda kalmasıdır. Yani beynimiz daha fazla mesai yapmak zorunda kalmamak için direniyor ve değişmemizi istemiyor. Ama her zaman yaptığımız şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde edemeyeceğimizi biliyoruz değil mi?

Değişim istiyorsak hem kişisel hem de mesleki hayatımızda yeni alışkanlıklar kazanmamız gerektiğini bilmeliyiz. İlk aşamada buna karşı bir direnç ile karşılaşacak olsak da devamında bu direnci yenebiliriz ve sonrasında daha rahat uyum sağlayabiliriz. Bunu yaparken aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz.

1- Duygularınızı mantıkla karşılamayın

Değişim sürecinde bilinmeyenin kaygısı ve korkusu hissedilir. Bir çok kişi size değişimin mantıklı olduğunu söyleyecektir fakat sizin probleminiz mantık değil, duygularınızladır. Bu nedenle duygularınızı yargılamadan gözlemleyin ve merak edin. Neden böyle hissediyorum. Zamanla bu merakınız sayesinde değişimi kucaklamaya başlayacaksınız. İlk adım oldukça önemli olduğu için sakın ihmal etmeyin.

2- Değişim sizin için ne getiriyor bulun

Değişimin getirisinin olumlu olduğunu bilmek bile bazen rahatınızı bozmanızı ve bu değişime katılmanızı sağlamayabilir. Bunu sürekli aklınızda tutmak ise iyi bir motivasyondur. Sık sık bu değişimi size ne katacağını düşünün ve tekrarlayın. Böylece değişimin rahatsızlığını yaşarken bu sizi motive edecektir. Eğer olumlu bir katkı bulamıyorsanız sizin ne gibi kötü bir şeyden kurtaracağını düşünmek de farklı bir yöntem olabilir.

3- Engelleri belirleyin ve bunları yönetin 

Diyelim ki daha sağlıklı olmak gibi bir amaçla hayatınızda değişimler yapıyorsunuz. Bu kadar önemli bir konuda bile çalışma hayatı ve para hırsı bizi yoldan çıkarabilir. Bu nedenle nerede olursanız olun sağlıklı yemeğiniz için planınız olsun. Spor salonuna gitmek için çok mu yoruldunuz, gidin ve orada bir süre uyuyun sonra spor yapın ama bir şekilde önünüze çıkacak engelleri bilip ona göre hareketler belirleyin. Böylece her biri alışkanlık haline dönüşebilsin.

4- Çevrenizi doğru insanlarla kuşatın 

Hayatlarımızda enerjimizi emen insanlar maalesef var ve olmaya devam edecek. Mümkün mertebe bu kişilerden uzaklaşıp sizi daha motive edecek kişilerle doldurmalısınız çevrenizi. Sigarayı bırakmak isterken her an sigara içen arkadaşlarla görüşmek işe yaramaz değil mi? Doğru kişilerle zaman geçirin ve onların sizi desteklemesini, motive etmesini isteyin.

5- Büyük resmi unutmayın

Bir yola koyulduğunuzda ilerledikçe karşınıza çıkan engeller sizi caydırmaya yönelik olacaktır. Büyük resmi unutmadan ilerlemeye devam edin. Üstelik artık ilerlediğiniz için geride bıraktıklarınızı daha net görebiliyorsunuz. Onların her biri sizin başarılarınız.

Unutmayın, farklı davranıp değişmek istiyorsanız farklı düşünmelisiniz. Beynimizi eğitip, yeni alışkanlıklar geliştirebiliriz. Sadece buna cesaret edip başlamak ve inatla sürdürmeyi ihmal etmeyin.

+
Bilmeniz gereken çevrim içi itibar yönetimi tüyoları
:

Çevrim içi İtibar Yönetimi

Çevrim içi itibar yönetimi, şirketinizin ürünlerini ve hizmetlerini Internette gözlemlemenizi (monitoring) gerektirir. markanızın ismine zarar gelmeden önce olumsuz yorumların görünürlüğünü kontrol etmenizi ve markanızı takip etmenizi sağlayan bir araçlar Web’de aktif olarak varlığınızı sürdürmeniz önemli.

Markanızın için iyi bir itibar inşa etmeyi başardıktan sonra durumu otopilota alarak tembel tembel oturamazsınız. Çevrim içi itibar yönetimi hali hazırda iyi bir itibarınız olsa bile mühimdir. Buna sonu gelmeyen bir iş olarak da bakabilirsiniz.

Çevrim içi itibar, arama motorlarında bulunan içerikler üzerinden İnternetteki şirketinizi resmeden imajdır. İnternette büyüklüğü fark etmeksizin her işletme, içinde bulunduğu pazarda kendini etkin biçimde konumlandırarak iyi bir çevrim içi itibar yaratabilir.

Çevrim içi itibarınızı nasıl sürdürürsünüz?

Eğer biri markanızı İnternette aratırsa ve karşısına olumlu yorumlar çıkarsa, çevrim içi olarak iyi bir itibarınız olduğu kesindir. Problem o yorumlar olumsuz olduğunda başlar, bu bir şirketi iflasa dahi sürükleyebilir.

1.  Etkileşim

Müşterilerinizi dinlemeniz onları umursadığınızı gösterir. Müşterilerinizi dinleyin ve şirketinizi ilgilendiren her şeyi yönlendirmek için interneti kullanın. Çünkü eğer etrafınızda gelişen olayların farkında olursanız, onları doğru zamanda yönlendirmeniz de mümkün olacaktır. Güven inşa etmeyi unutmayın; olumsuz değerlendirmelere karşı şeffaf olmalısınız.

Yine de iyi bir itibarı inşa etmek ve sürdürmek için müşterilerinizin şikayetlerine sağlıklı bir ilişki kurmak üzere cevap vermeniz ve onlarla etkileşime girmeniz önemlidir. Bir tweete, yoruma ya da soruya sosyal medya hesaplarınız üzerinden geç cevap vermeniz, bu durumu olumsuz etkileyecektir.

 2. Gözlemleme
 
Markanızı ve ürünlerinizi düzenli olarak Web’de aratın böylece başkalarının markanız hakkında neler söylediğini görün ve hangi görselin öne çıktığını bilin. Bunun için Google Alert gibi bir takım araçlar kullanmak çevrim içi itibarınızı gözlemlemek için faydalı olacaktır. Bu araç sizin markanızın adının geçtiği her anda sizi uyaracaktır.

3.Zengin İçerik Yayınlama

Düzenli olarak sadece şirket hakkında kendinizi öne çıkaran reklam benzeri içerikler değil müşterilerinizin okumak isteyeceği zengin içerik paylaşımı yapın. Markanızı satmak yerine müşterilerinize güncel olarak nasıl yardımcı olabileceğinizi düşünün. Bu davranış, sizi rakiplerinizden sıyıracaktır.

Müşterilerinize hayatla nasıl başa çıkabileceklerine dair ya da en basit şekilde sizin alanınıza yakın olan konularda küçük ipuçları vermek markanız hakkında güzel değerlendirmelerin ve yorumların yayılmasını sağlayacaktır.

4.Geri Bildirim Toplayın

Görüşler ve en nihayetinde müşterilerinizden gelen geri bildirimler en önemli şeylerden biridir. İnsanlar bir şirket hakkında karar verme noktasına geldiklerinde bu tarz yorum ve görüşleri inceliyorlar.

Bunun farkında olun yanlış yorumlar yaratma hatasına düşmeyin ya da daha kötüsü iyi yorumlar için para ödemeyin. Genelde bu tarz şeyler duyulur ve böyle bir şeyin duyulması söz konusu olursa çevrim içi bir itibar krizi ile karşıkarşıya kalır.

Sonuç

Markanız için izlediğiniz çevrim içi itibar yönetimi stratejisi sağlam, proaktif, sert olmalı ve tepkili olmamalıdır. Böylece sizi sarsacak yorum ve olumsuz durumlar yaşamanız gerekmez. Bunun aksine çevrim içi itibarınızla ilgili herhangi bir şey yolunda gitmezse bunun bedelini ödemeye hazır olursunuz.

Son olarak, öne çıkan bir çevrim içi itibar yaratmanın bir yolu da markanız için reklam kampanyaları oluşturmaktır. Unutmayın iyi bir marka ismi kazançtan daha önemlidir.

+
Bir dinlenme arası,Kahveye bekliyoruz.
:
+
HAPPY BİRTHDAY BESTE ERKİN
:

3, YIL'INI DOLDURAN BOOMMEDYA WORKS ŞİRKETİNİN,  

KURUCUSU VE GENEL MÜDÜRÜ BESTE ERKİN'İN BUGÜN DOĞUM GÜNÜ.

HERŞEY İSTEDİĞİN GİBİ ,GÖNLÜNCE OLSUN.

SAĞLIK,HUZUR VE MUTLULUK DOLU NİCE NİCE YAŞLARA.